“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Trump, Twitter ve Makul Olan

Sıkıştırılmış formatta tarihe tanıklık etmeye devam ediyoruz. Geçtiğimiz günlerde de abd Kongre Binası’nın Trump destekçileri tarafından absürt bir şekilde basıldığını izlemiş olduk. Yaralananlar, ilginç kostümlü kişiler, maskesiz insanlar, hayatını kurtarmaya çalışanları bir arada görmek gerçek üstü bir deneyimdi. 2021’in 2020’den daha güzel geçmesini umarken bir kez daha popülizmin sınırlarının zorlanmasının; insanlığının yüz yıllar sonunda haklı olarak edinmiş olduğu demokratik kazanımlarının pamuk ipliğine bağlı olduğunu görmek belki çok şaşırtıcı olmadı ama heves kırdığı kesin.

Trump’ın popülizmi yorumlama ve uygulama şeklinin bugüne kadar birçok siyasi sonucu oldu, olmaya da devam edecek ve bunlar günlük hayatımıza da yansımaya çok uzun zamandır başladı. Bunların içinde zaten “fake news” konusuyla haşır neşir olan sosyal medya devlerinden Twitter’ın Trump ile “mücadelesi” oldukça ön plana çıktı. Kongre Binası’nın basıldığı gün Trump’ın attığı tweet’ler, Twitter tarafından kısıtlandı ve üçüncü kişiler tarafından paylaşılması engellendi. Trump’ın tweet’lerinin kısıtlanması aslında yeni bir şey değil, Twitter bu uygulama veya benzerlerini birçok kez ‘topluluk kurallarının ihlal edilmesi’ nedeniyle yürürlüğe koymuştu. Tartışmayı farklı bir boyuta taşıyan olay Trump’ın hesabının kalıcı olarak engellenmesi oldu.

Twitter’ın bu kararı ilk etapta, Trump’ın destekçileri hariç büyük bir çoğunluk tarafından muhtemelen olumlu olarak karşılanmıştır. Fakat sonrasında üzerine biraz daha kafa patlatıldığında, günün sonunda seçilmiş bir kişinin ifade özgürlüğünün bu denli kısıtlanmasının yaratabileceği olumsuz etkiler göz önüne alınarak bunun demokrasi açısından sorunlu olabileceği Merkel gibi liderler tarafından dile getirildi. Trump’ın büyük bir sempatizanı olmadığını çok iyi bildiğimiz Merkel, “sosyal ağ sağlayıcıların siyasi iletişimin şiddet ve nefret söylemleriyle zehirlenmemesinden sorumlu olmakla birlikte temel bir hak olarak ifade özgürlüğünün şirketlerin ölçütlerine göre değil, yasalarla sınırlandırılabileceğine”[1] vurgu yapınca tartışmanın boyutu tamamen değişti ve ortaya makul olanın ne olduğuna dair büyük bir soru işareti ortaya çıktı.

Akla gelen bir başka soru da şu: Merkel’in dediği gibi, Twitter’ın böyle bir uygulama yapması için gerçekten de belli bir yasa çerçevesinde hareket etmesi mi gerekiyor? Twitter’ın böyle bir uygulama için kendi başına karar verebileceği düşünülebilir, sonuçta kullanıcılarına ilişkin istediği tasarrufu yapmakta önünde büyük engeller bulunmuyor. Bu sorunun cevabı aslında Twitter’ın ta kendisi. Twitter diğer sosyal medya platformları ile karşılaştırılınca siyasilerin en çok tercih ettiği ve en çok kullandığı platform. Twitter’ı çılgınca eleştirenlerin bile vazgeçemediği bir mecra desek yanlış olmaz. İfade özgürlüğünün en gösterişli alanı olunca aldığı kararlar da oldukça ilgi çekici olabiliyor. Merkel gibi sağduyulu bir liderin bile yasal çerçeve talep etmesi, Twitter’ın tam da herkesin istediğini söyleyebilmesi özelliğinden geliyor. Merkel’in ifade özgürlüğünden dem vurup, yasal bir çerçeve talep etmek de apayrı bir çelişki ve tartışma konusu gibi geliyor kulağa. Yani ifade özgürlüğüne yön vermek “senin haddine değil, bırak bu işi bilenler uğraşsın” olarak da tercüme edilebilir.

Kabul edelim, bu olay özelinde makul olanın ne olduğuna karar vermek oldukça zor. Zaten insanlık yüz yıllardır beraber yaşayabilmenin ortak yolunu bir türlü bulamazken, makul olanın ne olduğunu her zaman kesin olarak belirlemek imkansız. Trump’ın şiddete dolaylı yoldan çağrı yapan ifadeleri ortadayken, Twitter inisiyatif kullandı ve hesabını engelledi. Bütün bu tartışmaların içinde en azından Twitter’ın kurucuları arasında yer alan ve aynı zamanda CEO’su olan Jack Dorsey’nin tavrının makul ve yapıcı olduğunu söyleyebiliriz.

Dorsey, kriz anında sorumlu bir yönetici tavrı sergileyerek; bu karardan dolayı gurur duymadığını açıkça belirtti ama bir yandan da olağanüstü bir durum karşısında böyle bir karar almalarının kendileri açısından bir zorunluluk oluşturduğunu açık bir dille söyleme sorumluluğunu aldı. Trump’ın hesabının engellenmesi hala bir tartışma konusu. Kapatılmasının doğru karar olduğunu savunanlar ile kesinlikle karşısında duranlar varlığını sürdürmeye devam ediyor ve edecek. Ancak günün sonunda Jack Dorsey’nin Twitter’ın “siyaset üstü” rolünü benimseyerek; konuyu “ben yaptım, oldu bitti” noktasına getirmemesi şeffaf ve makul yöneticilik açısından olumlu bir örnek olarak akıllara kazındı. Umalım ki bu tavır elinde yetki bulunduran tüm yöneticiler tarafından hızlıca benimsenir.

[1] https://www.dw.com/tr/merkel-trump%C4%B1n-hesab%C4%B1n%C4%B1n-kapat%C4%B1lmas%C4%B1-sorunlu/a-56195695

Avukat, part time yazar – çizer

YORUM YAP