“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Tüm Zamanların En İyisi: Muhammed Ali

Şiddeti resmileştiren bir spor olduğu için şahsen bokstan hiç haz almam. Çocukken az Rocky izlemedik elbette ama çocuk aklı işte… Bir de şu var; biz hiç ringde olanlara değil, ringe giden yolda ortaya koyulan mücadelelere hayran kaldık. Ama Muhammed Ali başka… Kuşkusuz boks tarihinin en büyük, en efsane, yeri dolması imkansız boksörüdür o. Benim için de çok özel tabii ama bunun nedeni balyoz gibi yumrukları, hızı değil, şampiyonluklarını beyniyle kazanmış olması. İlham veren öyküsü, ardında bıraktığı o muazzam sözler ve düşüncelerle çok özel biri.

Cassius Marcellus Clay Jr. adıyla Afro-Amerikan ve İrlanda kökenli biri olarak Louisville, Kentucky’de bugünün 1942’sinde doğar. Altı yaşında annesine attığı yumrukla dişini kıran efsanenin aklına boksun düşüşü sıkı bir hikayedir. Bir gün babasının aldığı bisikletini iki çocuk çalar. Ali de gider karakola şikayette bulunur eski boksör Memur Joe’ya. Memur, “Eğer boks bilseydin bisikletini çalamazlardı,” deyiverir Ali’nin geniş omuzlarını ve o uzun kollarını fark edince. Bu hikayeden sonra boksa merak salan ve Joe sayesinde heyecanlanan Ali, soluğu onunla salonlarda alır. On iki yaşında başlayan boksla ciddi ilişkisi çok hızlı gelişir ve National AAU ve Altın Eldiven Şampiyonası’nda amatör kayıtlara girer.
Başarısı beynindedir, çünkü düşünmüş ve kendine has stilini yaratmıştır. Ellerini göbek hizasında tutar ve vücudunu asla kapatmazken, bir yandan ringde dans eder. Hızı ve özgün stili ile amatör hayatında çıktığı 167 maçın 161’ini kazanarak küçük yaşta rekor kırar. 1960’ta 18’inde Roma’da ağır hafif sıklette altın madalya alarak profesyonel lige tırmanır. Sonrasında katıldığı Roma Olimpiyatları’nda da altın madalyayı kapınca bu bir anda ününün artmasına vesile olur. Ringde en iyi yaptığı şeylerden biri, rakibini manipüle etmektir. Dövüşürken öyle konuşur ki rakipte sinir falan kalmaz, sistemi çöker. Senin, benim tavlada arkadaşlarımıza yaptığımız gibi bir nevi. 1964 yılında S. Liston’u yenip Dünya Şampiyonu olur. Bu zaferden sonra yirmi iki yaşında dinini değiştirdiğini ve İslam’a geçtiğini açıklar.
amerika’da ırkçılığın zirve yaptığı yıllarda siyah derisi ile ayrımcılığa ve abd’nin derin devletine kafa tutar ve bütün dünyayı dik duruşuyla kendine hayran bırakır. E haliyle bunun ardından şampiyon acil emriyle Vietnam’a çağrılır. “Vietnamlılar bana hiçbir kötülük yapmadılar ki onlarla savaşayım,” diyerek savaşmayı reddettiği için hızlıca gelen emirler sonrası ligden kovulur, unvan ve lisanslarına el konur, vatan haini ilan edilir, bütün eyaletlerde yasaklanır. Bir de trafik cezası eklerler, oh paket program, içeri tıkarlar. Bokstan uzaklaştırıldığı bu süreçte üniversitelerde konferanslar verir, dev yumruklarını ve boksu anlatırken, mini mini İslamiyet’i de aktarır. Bu sefer, hemen buna lisansı geri verelim, en iyisi dövüşsün, zaten kaybeder bu kadar aradan sonra, silinir gider, derler. Neyse ki beyinleri yok, sadece kötü kalpliler işte.
Muhammed Ali lisansını aldığı gibi eskisinden de iyi olarak ringlere döner ve 1970’de Jerry Quarry ile başlar devirmeye. 71 senesinde Joe Frazier’le çıktığı maçta kazandığı ve üstün olduğu halde kaldırılan el Joe’nunki olur. Hep bitirme operasyonu bunlar bakın, neden, çünkü bir sporcudan daha fazlası o. Kullanabilecekleri biri değil. Ardından 1974’te Ken Norton’la ringdeyken çenesi kırılır ve maça devam edemez. Herkes ellerini ovuşturarak kahkahalarla bitti işi, diye düşünürken aynı sene Frazier’i eze eze öyle bir yener ki eyvahlar olsun. O günden itibaren çıktığı 67 profesyonel maçın 37si nakavt olmak suretiyle 56’sını kazanır.
Olimpiyat ve Dünya şampiyonlukları durdurulamaz. 36 yaşında emekli olana dek, bütün şampiyonluklarda tek isimdir. Efsanenin deyimiyle kelebek gibi uçtu, arı gibi soktu! Lakin o Foreman maçı bir ayrı. Foreman, Ali’yi devirenleri deviren, zamanının yenilmezidir. Karşısında dağ olsan duramıyorsun yıkıp geçiyor, öyle fena. 1.92 boyu, 203 cm kol boyuyla tam bir aygır, nam-ı diğer Big George! Ali dışında herkes Ali’nin canı için korkuyor öyle bir maç ve tarihi an yani. Neyse maç başlıyor, Foreman’ın yumruklarını yiyince anlıyor neyle karşı karşıya olduğunu Ali ve ben onu yumruklarımla yenemem, diyor. İşte o anda yumruklaa değil, beyne başvuruyor ve stratejik bir karar veriyor. Tam yedi raunt boyunca dans ederek yumruk yiyor, tek bir hamle, atak yapmıyor. İplerde sıkışıp dayak yerken “Senin tek bildiğin, kullanabildiğin tek şey sağ elin! Sol elinde iş yok!” diyor, Foreman’ın kulağına. Bunun nedeni şudur; hep aynı tarafınıza vurulduğunuzda uyuşursunuz, acılarınız artar, hissiyatınızı kaybedersiniz. Ali’nin bu hissiyatı geri kazanması için gaz vermesi gerekiyordu. Her şeyi düşünmek, her açıdan değerlendirmek, analiz ve hamle dediğin böyle olur işte. Sekizinci raunt başlıyor, yumruklarını atmaya devam eden rakibi iyice yorulduğunda, 20 saniye kala, bu defa tüm gücüyle yumruklarına asılan Ali, efsane Big George’u ringe gömüyor. Milyonlarca hatta yüz milyonlarca insanın canlı izlediği maçta yedi raunt dans ederek dayak yiyen Ali, ilham verici şekilde, tamamen taktik ve strateji ile bir efsaneyi devirerek “En İyi” oluyor ve haykırıyor; “Dünyanın en iyisinin ben olduğunu söylemiştim !”
1981’de emekliye ayrılan Ali’den iyisini dünya hala görmedi. Emeklilik sonrası iyiliğini de hayır işleriyle devam ettiren efsane, Parkinson nedeniyle gözlerden ırak bir yaşam sürdü ölene dek.
İstanbul’a gelişi öncesi Londra’da çok hüzünlü bir ağlama hikayesi vardır. Büyük maç öncesi Kraliçe İlelebeth rakibini saraya davet ederken onu etmez. Gerçekten kendisinden tiksiniyorum. Neyse efendim, İslam Enstitüsü Nevzat Yalçıntaş’tan Ali’ye eşlik etmesini talep eder. Arar efsaneyi ve sabah buluşmak üzere sözleşirler. Nevzat Bey onu görür görmez tanır ve yanına gider. Elini uzatıp selam veren Ali’ye sarılır. Bu sarılma tahmininden uzun sürer. Ali onu bırakmıyordur ve ağlamaya başlar. Nevzat Bey, bir hata mı yaptım diyerek panikleyince gelen cevap şudur; “Yok bir hata yapmadın. Bana bugüne kadar sarılan ilk beyaz sensin”
Bugünün modern ve hayranı olduğunuz ülkelerinin gerçek yüzlerini unutmayın diye boşuna söylemiyorum. İnanın bana insan değiller. Zamanında zencilerin boynunu zincirleyenler, bugün bu postu okuduğun şey aracılığı ile seni köle yaptı. Hiç bir fark yok. Elindeki imkanları iyiye kullan, en iyiye, farkında olursanız başarabilirsiniz! Uyanın! Efsanenin de dediği gibi “Rüyaları gerçekleştirmenin en iyi yolu, uyanmaktır.” Tüm zamanların en iyisi Muhammed Ali’ye selam olsun. Sen hep en iyi kalacaksın!

“Biz” olmak, “Ben” olabilmekten geçer. “Ben” olabilmek hakikati aramaktan, kendini keşfetmekten…Ben kendimi keşfettikçe güzelleştim. Ben kendimi keşfettikçe evreni keşfettim. Ben evreni keşfettikçe öfkemi dindirdim. Hakikatin ne kadar yakınımda durduğunu, önümdeki engeller nedeniyle göremedim. Korkularımın yerine merakımı koydum ve elime kalemi aldım üç sene önce… Bitmek tükenmek bilmeyen merakım yolumu aydınlatan ışık oldu, kitaplar en yakın arkadaşlarım, bugün hayatta olmayan binlerce deha dostum oldu… Hiçbirini kendime saklayamazdım. Bu kadar bencil olmak, insanın yaradılışına tersti. Hakikatin nerede durduğunu görüyorum artık, beni hiçbir güç ondan alıkoyamaz…İnanın! Cesur olun! Dönüşün! Değişime ayak uydurun! Gelecek biz’im, çünkü zaman biz’iz.

YORUM YAP