“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

USHUAIA; DÜNYANIN SONUNDAKİ ŞEHİR

Adını söylerken bile bende uyandırdığı tarifsiz hislerle bu yeryüzü parçası, Güney Amerika’nın hatta dünyanın en güneyindeki şehir olmasıyla bilinmekte. Tabii birçok konuda olduğu gibi bu konuda da tartışmalar sürüyor. Süredursun fakat benim için Ushuaia; gerçekle temas edebileceğim muhtemel bir düş, bir ütopya ve görüp görebileceğim Dünya gezegeninin sonu. 

Hep fazla heyecanlıydım, yine öyleyim. Uçak piste iniş yaparken gözlerim yuvalarından fırladı. And Dağları’nın çevrelediği, Atlantik ve Pasifik okyanuslarının kesiştiği yerdeydik. Burada, Ushuaia’da, iki İtalyan gezginin açtığı bir hostelde kaldık. Hava 3 dereceydi. İlk defa 6 yataklı bir odadaydık. Gün neleri getirir bilinmez fakat uzun bir yürüyüş yapacağımız konusunda netiz. Haliyle kahvaltıyı sağlam yapalım dedik. Hostelde kalan diğer gezginler masum bir şekilde kızarmış  ekmeklerine tereyağı ve marmelatlarını sürerken Biricik kolları sıvadı. Mantar, domates, biber ve sucuk türevi ne bulduysa mükellef bir öğün çıkardı: Biricik spesiyali. Biz şen şakrak ekmekle şamandıra yaparken etrafımızda tatlı bir kalabalık oldu. Meraklı gözler, ne yapıyor bu çılgın Türkler diye aklından geçeni vücut diliyle belli edenler… İçeriğini anlatıp, buyur ettik fakat ağır gelir dediler, yemediler hatta tatmadılar bile. Teklif var, ısrar yok sevgili gezginler. Gelenek, görenek, davet, buyur etme üzerine düşününce; insanı sırf hatır, gönül mevzuunu ileri sürerek tok olduğu  halde neler neler yemeye mecbur ettik, ettiniz, ettiler. Yıllarca -kulakları çınlasın- babaannemin yanlış öğrendiği ve bizi mecbur kıldığı, yemek masasında sıkboğaz etme hallerinden babam sayesinde paçayı yırttım lakin bu tavır, benim babaannemi aşıp Türk milletine mal olmuş bir durum ve herkes ne yazık ki benim kadar şanslı değil. Her bir yöre insanı, yıllardan beri kendi şivesiyle ve elde avuçta olan ikramlarıyla, evine konuk ettiği misafirlerini bu yolla kıskacına almakta, esir  etmektedir. Farz-ı misal; 

-Yen gızım yen, yen yavrum yen.  (Tokat-Biriciklerin köyünden) 

Kahvaltıdan hemen sonra Tierra Del Fuego adlı milli parka gittik, Ateş Toprakları. Saatlerce yürüdük. Park içerisinde altı tane rota vardı. İnanılmaz manzaralara şahit olduk. Doğa, müthiş bir  öğretmen. Acele etmeden, rahatsızlık vermeden, soluklanarak, koklayarak, ağaçların gölgesine  sığınarak yürümek, yürümek, yürümek… Yaşadığım duyguları açıkça anlatmakta güçlük çekebilirim ama bakışını benimsediğim biri var. Frederic Gros, Yürümenin Felsefesi adlı kitabında; “İyi Olma Halleri” başlığı altında; neşe, haz, huzur ve mutluluk kavramlarından bahseder. “Haz, bedenlerimizde tetikte bekleyen hisleri ateşleyecek şeye kavuşmaktır.” der ve hazzı olumlu anlamda ani, vahşi duygularla ilişkilendirir. “Neşe, ayrı bir haldir,” ona göre. “Yürürken, sürekli  duyulan gümbürtüdür neşe.” Ve mutluluk bir karşılaşma meselesidir. Son iyi olma hali, huzurdur; “kendinizi ona teslim etmeniz gerekir.” Tüm bu duyguların ayırdına vararak, tüm duyularımla orada olmak, nasıl desem, sanki kimyamı değiştirdi. Derime, hücrelerime, bilincime işledi. Her gün böyle bir yerde gözlerimi açmak nasıl olurdu acaba diye düşünmeden edemedim. Tamam, gerçekçi  bakalım. Her gün olmasa da yılın birkaç ayını böyle bir yerde geçirmek isterdim. Kuş şakımaları, ağaç hışırtıları, suyun sesi, rüzgarın ıslığı, inceden… 

İkinci gün, ufak bir tekneyle Beagle Kanal turu yaptık. Hayatımda ilk defa deniz aslanı gördüm. Kokularıyla o şirin tiplerinin alakasız olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Eğer sessiz ve sakin bir yetişkin olursanız, deniz aslanlarını bir hayli yakından görme lüksüne sahipsiniz. Kaçmadıkları, bizi doğal ortamlarına kabul ettikleri ve kendilerini gösterdikleri için müteşekkirim. Ushuaia’nın meşhur deniz fenerine selam edip ikram edilen sıcak çikolata eşliğinde sıcacık hissediyorum. Ve  sonrasında muhtemelen şimdiye dek ayak bastığım en güzel ada olarak hafızama kazıdığım Isla  Bridges’e geldi sıra. Evvelden hiç görmediğim, hayal etsem böylesini düşleyemeyeceğim bir bitki  örtüsü. Öyle sıra dışıydı ki sanki adanın üzeri küçük adacıklarla kaplıydı. Her bir yanım, eşsiz bir  yeşile sahip inanılmaz köklü ve kudretli olan bu bitkiyle çevriliydi. Bahsettiğim bitki genellikle dağların çok yüksek kısımlarında bulunmasına rağmen, ekosistemin bir mucizesi olarak bu adacıkta yüzyıllar boyunca hayatta kalmışlar. Grubu geride bırakıp tepeye doğru yürüdüm. O an bir hayli özeldi. Hani dışımızda olan ve içimizde vuku bulan uçurumların birleştiği, bir bütüne ait hissetme, daha doğrusu bir bütünün parçası olabilme hissiyatının sarmalındaydım. Tatmadığım ama noksanlığını bildiğim, ihtiyacım olduğunu derinimde bir yerde hissettiğim ve akabinde buluştuğum bir tamamlanma hali. 

Bir zamanlar eski eşyaların meraklısıydım lakin bu durum yollara düştükçe değişti, dönüştü ve eski kelimelerin peşine düşmeye başladım. O günden beri, içinde bulunduğum durumlar için onlara tutunmayı, değer verdiğim kimselere pek sevdiğim bazı kelimeleri hediye etmeyi huy edindim. Ve o adada, tepede, o noktada içinde bulunduğum durumu karşılayacak bir kelime mevcut:  Epiphany/Epifani. Kelime, Yunanca kökenli olup bir aydınlanma, bir farkındalık anını anlatmakta. Var olan tüm soruların bir anda bir cevaba kavuşması, artık önem arz etmemesi ve aniden gelen bir  ferahlama hali gibi. 

Galiba ilk defa olmasa da kuvvetli bir şekilde o an anladım: yalnız olmam gerektiğini, yalnız olabileceğimi. Taşıyamayacağım yüklerin altına girdiğimi, nafile çabalar sarf ettiğimi o an, orada anladım. 

Dönüşte, sahilde oturup dağları seyrettik. Konuşmadık hiç. Ertesi sabah uyandığımda, hostelin alt kattaki tuvaletine gitmeden önce gayri ihtiyari bahçeye çıktım. Dağların o heybetli görüntüsüyle güne başlamak, ayaklarımın yeryüzüyle bağlandığını, köklendiğini hissedip parçası olduğum bütüne bir katkıda bulunabileceğimi duyumsamak… Bazı anlar, iyi ki yaşandılar.

Bütünün bir parçası olmaya istekli ve diğer parçalara temas ettikçe parlayan.

YORUM YAP