“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Venedik Bienalini Heyecanla Beklemenize Sebep Olacak Kadın

2020 yılında genelde Amerika’da iki konu gündemde oldu. Bunlardan birincisi tüm dünyayı etkileyen Covid-19 virüsü ile mücadele diğeri ise ırkçı davranışlar. Bu devirde hala protesto ediyor oluşumuza delirdiğimiz ve kahrolduğumuz ırkçı saldırılar, sadece amerika’da değil tüm dünyada sanat ile yankı buldu, tartışıldı ve de işlendi.

Nisan 2022’de yapılacak Venedik 59. Bienali’nde abd’nin temsilcisi heykeltraş Simone Leigh olacak. Jamaikalı misyoner bir ailenin kızı olan, Chicago doğumlu Leigh, Venedik’te abd’yi temsil eden ilk siyahi kadın sanatçı olacak. Afrika sanat tarihi, siyahi kadın bakış açısı, ırk bilgisi çalışmaları, feminizm ve sömürge dönemi sonrası konularında eğitim görüp çalışmalar yapan sanatçı, bienaldeki abd standını Boston Modern Sanat Enstitüsü ile beraber tasarlayacak. Boston Modern Sanat yöneticisi Jill Medwedow “Leigh’in seçilmesi, 400 yıldan fazladır siyahi kadınların tarihimizden ve bu global platformdan dışlanmasının sona erdiği anlamına geliyor” diyor.

Siyahi kadınların hayat mücadelesi onda hep hayranlık uyandırdığından heykellerine sıkça yansıtmış bu durumu. Siyahi kadın bedeni tümüyle tasvir etmesese de eserlerinde kadın formunun parçalarına sıkça yer veriyor. Sanatçı, 1990 senesinde sanat ve felsefe bölümlerinden mezun olmuş, ilk işinde mimari seramik firmasında çalışıp metro istasyonu için fayans üretmiş. 2010 senesinde Harlem Studio Müzesine ihtisas yapmak için çağrılınca sanat kariyeri başlamış. Açık artırmalarda eserleri yüksek fiyatlarda alıcı bulan sanatçı “Bana herkes modern sanatın bir parçası olamayacağımı söyledi. Uzun süredir spot ışığı üzerimde olmadığından kendi kendime gelişme fırsatı bulabildim” diyor.

Üstte gördüğünüz eser, siyah bir kadının 16 metre uzunluğundaki bronz büstü, adı da “Brick House” (Tuğla Ev). Her biri bir deniz kabuğuyla biten örgüleriyle çerçevelenmiş bir afro saç ile taçlandırılan heykel, New York şehrinin merkezinde High Line Spur’da sergilendi. Leigh’in bu anıtsal heykeli, sanatçının Batı Afrika ve Güney Amerika gibi çeşitli bölgelerden mimari formları insan vücuduyla birleştirdiği bir çalışma olarak değerlendiriliyor. Simone Leigh “Tuğladan yapılmış bir evin gücü, dayanıklılığı ve bütünlüğü ile ayakta kalan siyahi bir kadını temsil ediyor” diyerek eserini yorumluyor.

Deniz kabukları, sanatında sık sık ortaya çıkıyor – bazen, Siyah kadınların kafalarının büstlerini süslüyorlar; bazen de onları çekici kılan şişirilmiş formlar yaratıyorlar. Sanat tarihçisi Huey Copeland deniz kabuğu seçiminde, kabukların vajinal bir görünüme sahip olmasının etkili olduğunu düşünüyor. Leigh bir keresinde bir sanat yayınına şöyle demiş: “Deniz kabuğunu bir kadın bedenine veya herhangi bir bedene benzetmek yerine yoklukla, varlığın bir temsili olarak tanımlardım.”

Leigh, zarif deniz kabuğu heykellerini yapmak için kullanacağı kalıpları karpuzlardan alıyor; bu genel olarak Siyahi erkekler ve kadınlar hakkında ırkçı bir klişenin temelini oluşturan bir meyve. Leigh ayrıca karpuzun bir zamanlar “çok büyük, aşırı büyümüş, şişman” demek yerine kullanıldığı olumsuz çağrışımlarını da düşündürtüyor. Küratör Nicole J. Caruth, “Leigh’in karpuz kalıpları, aktarım için bir yuva işlevi görür ve meyvenin ırkçı ve seksist çağrışımlarının bilgisini nesnelerine yerleştirme aracıdır,” diye yazmış. “Formları şekillendirirken ve tasarlarken, her birine kendi görüşlerini ve estetiğini aşılayarak, tamamen dönüştürür ve yeni yeni referans çerçeveleri sunar.”

Bakım, iyileştirme ve kendini koruma sanatında büyük rol oynuyor. Leigh’in en ünlü çalışması, Hür Halkın Tıp Kliniği adlı 2014 projesi: Siyah kadın hemşireleri bir araya getiren, eskiden köleleştirilmiş iki kişi tarafından 1867 yılında kurulan ve gizli bir topluluk olan United Order of Tents hakkında tarihsel bir araştırma ile başlamış çalışmasına. Hala aktif olan klinik, sayesinde, topluluğa ücretsiz HIV testleri, sağlık taramaları, yoga ve daha fazlasını sunan, işleyen bir tıp merkezine dönüşmüş.

Daha sonra Bekleme Odası (2016) olarak bilinen bir projeni sunmuş ve abd’deki mevcut sistemler tarafından tarih boyunca dezavantajlı duruma düşürülmüş Siyah kadınların güvenebileceği bir sağlık hizmeti odası kurmuş. Venedik Bienali’nde aktivist sanatçının neler yapacağını heyecanla bekliyoruz!

YORUM YAP