“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

WHATSAPP: “GEL, BENİM OL!”

Dün sabah, 7 Ocak 2021’de uyandık, akıllı telefonu aldık ve WhatsApp’e girmek isterken bir sözleşme ile karşılaştık. Gizlilik ilkelerindeki değişikliği kabul etmemiz talep ediliyordu. Kabul etmeksizin WhatsApp uygulamasına giriş yapamadığımız için birçoğumuz hiçbir şey okumaksızın “kabul et” tuşuna bastık. Böylece uygulamayı kullanmayı sürdürdük. Peki, gizlilik ilkelerindeki bu değişim neydi? İmzaladığımız sözleşme ne anlama geliyordu ve ne amaca hizmet ediyor?

En basit haliyle sözleşme dolayısıyla şunlar işitilebilir: “Sözleşmeyi kabul etmezsen WhatsApp’i kullanmayı sürdüremezsin.
Facebook, Instagram, WhatsApp, hepsini bir araya getiriyoruz.
Bir ay içinde, hesap bilgileri, mesajlar, bağlantılar, durum bilgisi, işlem ve ödeme verileri, cihaz ve bağlantı bilgileri, konum bilgileri, başkalarının sizin hakkınızda sağladığı bilgiler vb. ne varsa bana bunları tam bir izinle bize vermelisin.
Bunları kullanarak seni daha iyi tanıyacak ve sonrasında istediğim doğrultuda yönlendireceğim.”
WhatsApp’te kimlerle yazışıyoruz, hangi gruplara dahiliz; hangi ürünler hakkında, ne kadar sıklıkla, kimlerle konuşuyoruz; WhatsApp üzerinden kimlerle neler paylaşıyoruz, artık Facebook bunların hepsini bilecek mi, diye sorabiliriz. Ancak şöyle bir durum var: Facebook bunların hepsini zaten biliyor; hatta Facebook ve Instagram bizi uygulamaların dışında da rahatlıkla takip edebiliyor. Facebook ile giriş yap seçeneğini seçtiğimiz anda başka bir uygulamada da Facebook tarafından takip edilebiliyoruz. Böylece ilgi alanlarımıza göre reklamlara maruz kalmaktayız. Ama olay sadece reklam hedeflerini belirlemek değil, Facebook’un topladığı datanın seçim sonuçlarını dahi değiştirebilecek kapsamda olduğu ortaya çıkmıştı.
Cambridge Analytica, amerika’daki Trump seçimlerini ve ingiltere’deki Brexit’i değiştirdiği söylenen şirketti. Ortakları hakkında birçok dava açıldı ve şirket kapatıldı. Brexit sürecinde, Cambridge Analytica’nın hedeflenmiş reklamlarla kullanıcıların oy fikrini değiştirdiği söyleniyor. İddialara göre, ingiltere ab’nin parçası olarak kalmalıdır diyen biri kişisel verileri yoluyla tespit edildiğinde, avrupa birliği’nin ingiletere’ye verdiği zararlara dair özellikle tasarlanmış yalan yanlış içerikler ona sıklıkla gösterilerek gizli propaganda yapıldı ve fikri değiştirilebildi.
“Ben içerik gördü… Ben inandı… ab kötü…” gibi bir mağara adamı mantalitesinde ve zavallı değil elbette bu kullanıcılar, ancak doğru hedefi doğru içerik ile buluşturduğunuzda insanları etki altında bırakmak ve ikna etmek oldukça kolay; biz insanlar, etki altında kalabilen canlılarız. Dolayısıyla “ben alelade biriyim, verilerimi elde ediyorlarsa ne olacak ki?” demek şunu göz ardı etmek oluyor: İradi zannettiğimiz kararlarda manipülasyona açığız ve her birimiz hakkımızda derlenen verilerden elde edilen güç ile şekillendiriliyor, manipüle ediliyoruz. Böylece bizim üzerimizden pazarlar ve haritalar da şekillendirilebiliyor. Hatta datamız yapay zeka ve yapay bilinç alanındaki çalışmalar için dahi kaynak oluşturuyor olmalı.  Kim bilir, belki pek yakında, taklitlerimizden sakınınız, demek durumunda kalabiliriz.
Kullandığımız uygulamalar yalnızlık çekiyor muyuz, kalbimiz kırık mı, aç mıyız, tok muyuz, bunları dahi anlamlandırabilecek düzeyde bizimle tek tek ilgileniyor. Konum servisleri dolayısıyla dünya haritasının neresinde, ne sıklıkla dolaştığımızı bizden daha iyi biliyor Facebook. Kişisel verilerimiz internetin yayılması ve hızlanması sayesinde çok daha etkin bir şekilde derleniyor ve git gide daha odaklı olarak anlamlandırılabiliyor.
Verilerimizi zaten bola döke paylaşıyorduk; ne var ki Facebook, Gizlilik İlkesi’ne uymadığı gerekçesi ile Apple’dan kaldırılma tehlikesi içerisindeydi. Whatsapp, ilke değişikliği yaparak bu sorunu aşma yoluna gitti. Özetle ve en basit ifade ile imzaladığımız sözleşme şu anlama geliyor: Daha önce verilerimizi çoğunlukla bilmeden paylaşıyorduk, şimdi ise Facebook’a yasal kolaylık sağlamak bakımından verilerimizi bilerek paylaşır olduk. 
Peki, bu konuda ne yapabiliriz? Aslında çoğumuz bu konuda hiçbir şey yapamayız. Bir uygulamayı ücretsiz olarak kullanıyorsak bu uygulamanın bedeli para değilse nedir, diye sorgulamak durumundayız. Daha önce de defalarca dile getirildiği gibi: “Bir şey ücretsizse, ürün biziz.” Bir şeye para verip sahip olmuyorsak demek ki ücretsiz ürünü bize sunan kişi belli bir ölçüde bize sahip oluyor. Böyle söyleyince kulağa çok dramatik geldiğini biliyorum ama artık irademize sonsuz güvenimizi ve aklımıza duyduğumuz derin aşkı bir kenara koymak ve akıl yürütme mekanizmamızın hatırı sayılır bir kısmında bu uygulamalar tarafından işletilmekte olduğumuzu itiraf etmek durumundayız. Ülkelerin kaderini değiştirmek için kullanılabilen yeni petrol, yeni altın gibi değerli verilerimiz.
Elon Musk, yeni WhatsApp sözleşmesine iki kelime ile tepki vermişti: Signal kullanın. WhatsApp yıllar önce Facebook tarafından satın alındıktan sonra, şirketin kurucuları kişisel verilerin işlenmesi ve gizlilik ihlallerini gerekçe göstererek ayrılmışlardı. Daha sonrasında bu kurucu ortaklardan biri olan Brian Acton, Moxie Marlinspike ile birlikte yeni bir anlık mesajlaşma uygulaması olan Signal’i kurmuştu.

Dünya üstündeki tüm nüfusu, tüm akıllı telefon sahiplerini, kredi kartı sahiplerini, oy verenleri ve bu nüfus içindeki yerinizi düşünün. Bir an gözünüzün önüne getirin, harita üzerinde kıpırdayan bir noktasınız. Tam o esnada şu aşağıdakileri okuduğunuzda nasıl hissediyorsunuz:

“Neredeyse hepimiz
en başta Mark Zuckerberg’in
sonrasında ise ücretsiz kullandığımız/kullanacağımız yerli-yabancı tüm uygulamalar ve teknolojilerin;
örneğin, kullandığımız simkart yoluyla verilerimizi elde eden operatörümüzün
ve benzeri kuruluşların
evcil hayvanlarıyız.” 

Sizce bu son ifade abartılı mı, yoksa doğru mu? Abartılı ise neden abartılı? Ve eğer doğru ise bu bizler için ne anlama geliyor olabilir? Düşüncelerinizi yorumlara bırakabilirsiniz.

MSGSÜ Sinema TV’de eğitim aldı. Prodüksiyon ve post prodüksiyon alanlarında çalıştı. Bugün, editör, çevirmen ve yazar olarak çalışmalarını sürdürmektedir.

YORUM YAP