“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Yangınların İnsan Sağlığına Etkileri

Uzaktan bakıldığında büyüleyici göründüklerini bile düşünebiliriz. Kızıl ipeklere sarılı zümrüt taşları gibi ışıl ışıl, kavrulan bir orman. Doğada yıkım bile estetiktir. Fakat son yıllarda yaşadığımız, özellikle son birkaç yıl içinde ayyuka çıkan orman yangınlarında doğal olmayan bir şey var. Daha doğrusu, bu ölçekte yangınların sonuçlarıyla başa çıkmak, doğal sınırlarımızı üstünde. 

Bunun sebeplerinden biri de yangınlardan yayılan duman ve kömürün, haftalarca atmosferde kalarak kilometrelerce alana yayılıyor ve uzak mesafelerde yaşayan insanların sağlığını etkiliyor oluşu. 2020’nin başından beri Rusya, Sibirya’da yaşanan yangınlar yaklaşık 19 milyon hektar ormanı kül etti. Alanı zihninizde canlandırmakta zorlanırsanız aklınıza, Avustralya’daki bir diğer korkunç yangın gelsin. Orada da 18 milyon hektarı yutmuştu yangınlar. 

Bu ölçekte dev yangınların sebep olduğu yıkım, yalnızca kaybedilen orman ve canlılar açısından değil, uzun vadeli zararlarıyla da yaşamımızı etkilemeye devam ediyor. 

Alevler arasından yükselen kara dumanlar, yerden yaklaşık 23 km yüksekliğe ulaşarak stratosfere kadar varıyor ve hava akımı sayesinde belki de dünyanın her yerine ulaşıyor. Bu yaz Sibirya’da yaşanan yangın, hali hazırda yakınlardaki yaşam alanlarını yaşanamaz hale getirdi ve Pasifik Okyanusu’nu aşarak Alaska’ya kadar ulaştı. ABD’nin Seattle şehrinin hava kalitesini düşürecek kadar yayıldı. 

Kutup bölgesine yakın yerlerde cereyan eden yangınların, tüm rekorların üzerine çıkacak yoğunlukta hava kirliliği yaratmasının bir nedeni var ve bunu, tam olarak neyin yandığına bakarak anlayabiliriz. Reçine açısından yoğun kutupaltı ormanı, turbalık(çürümüş bitkilerin oluşturduğu kömür) dolu bataklıklar, donmuş topraklar; bütün bu unsurlar havaya çok yoğun oranda karbondioksit yayarken metan ve civa gibi toksik kirleri de berberinde taşıyor. Üzerine bir de kutup bölgesinde görülen en yüksek sıcaklıklar kaydedilince ortaya çıkan sıcak hava dalgasının yayılma hızı ve kapsamı, şimdiye kadar gördüğümüz en yüksek düzeye ulaştı. 

Yangınlarla beraber en kalabalık şehirler bile normalde göreceği kirlilik oranını yirmi kat üzerine çıkabiliyor. Soluduğumuz havaya katılan küçük parçacıklar akciğerlerimizden kana karışıyor. Kısa vadede öksürük, astım krizi veya nefes almakta zorluk çekme olarak kendini gösteren hava kirliliğinin uzun vadeli etkileri endişe uyandırıcı türden. 

Yakınımızda cereyan etmiyor olması sizi aldatmasın; hepimiz Avustralya, Sibirya, Kanada veya Kaliforniya’da yaşanan yangınların dumanından soluduk ve belki de solumaya devam ediyoruz. Sonucunda hepimizin kalp krizi riski arttı. Soluduğumuz yangın dumanlı havadaki kanserojen maddeler erken doğumları tetikliyor. Var olan solunum yolu problemli hastalar elbette en hassas grup. Ancak yeni doğanlar belki de en köklü zararı yaşayanlar olacak. Hala gelişmekte olan ciğerleri en ufak bir toksinle bile büyük zarar görebilecekken yirmi kat daha kirli bir havanın ne kadar zararlı olacağını siz düşünün. 

Her yıl, yangın dumanının dolaylı yoldan yarattığı komplikasyonlar sebebiyle 339 bin yenidoğan ölümü gerçekleşiyor. Binlerce yıllık birikim sonucu oluşan turbalık alanların yanması durumunda ise ortaya sadece birkaç saat içinde çıkan karbon, dünya üzerindeki tüm yaşamı sarsar nitelikte olduğunu hayal etmek çok da güç değil. Yalnızca 2015 yılında Endonezya’daki yangın sezonunda kavrulan turbalık alanlar atmosfere, yaklaşık 1.5 milyar ton karbondioksit salmıştı. Alberta Üniversitesi’nde Kontrol Edilemeyen Yangın Bilimi Kanada İşbirliği direktörü Mike Flannigan’a göre Sibirya, Kanada ve Alaska’daki topraklar, Endonezya’nın 30 katı turbalık barındırıyor. 

Üstelik hava yoluyla taşınan metal tanecikleri zamanla oksitlenerek daha da zararlı hale geliyorlar. Hatta Yunanistan’da gerçekleştirilen bir çalışmaya göre yangın üzerinden sadece iki saat geçmesiyle bile duman içerisindeki toksik seviyesi iki katına çıkıyor. “Yangın dumanının atmosfere yayıldığı anki oksitlenme oranının dört katına çıkabildiğini gördük.” diyor Lozan Federal Teknoloji Enstitüsü ve Patras Kimya Mühendisliği Enstitüsü’nde atmosferik kimyager olan Athanasios Nenes. 

Nasa’nın tespit ettiği bir diğer doğrudan sonuç da yangınlarla atmosfere salınan aerosolün (hava içinde asılı kalan aşırı küçük, katı veya sıvı tanecikler) beşte birinin Antartika üzerinde yoğunlaşması. Ulusal Okyanus ve Atmosfer Yönetimi Kimya Laboratuvarları araştırma görevlisi Gregory Schill’in dediğine göre global ölçekte dünyayı soğutan aerosol, yerel ölçekte yoğunlaştığı yerlerdeki havayı ısıtıyor çünkü içindeki karbon tanecikleri ortaya çıktıkları yangının ısısını içine hapsederek bu bölgelere sürükleniyorlar. Kutup gibi hassas hava koşullarına sahip bölgelerde ise ısınmanın etkisi çok daha kritik oluyor. 

Küresel ısınmanın burada nasıl bir etken olduğu, yazılı olmadan varlığını hissettiriyor. Dünya ısındıkça kontrol edilemez yangınlar artmaya, yangınlarla kirlenen hava, dünyayı ısıtmaya devam edecek. Bu kısır döngüyü ancak aynı ölçekte çarpıcı değişimler ve çalışmalarla durdurabiliriz. Çünkü bu kocaman bir çığ ve altında ezildik bile.

Yeditepe Üniversitesi, Çeviribilim mezunu. Makalelerle başlayan çevirmenlik yolculuğu kitaplarla devam etti. Şimdi ise özgün yazılar yazma heyecanını tatma peşinde.

YORUM YAP