“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Yaratıcının Senkop Dansı 01: Sirkadiyen Ritim Kullanır mısınız?

Yaratıcının Senkop Dansı serisinin ilk yazısında tarih boyunca yaratıcı kişilerin uyku düzenleri ve uyku ile olan deneylerinden bahsedeceğim.

Yaratıcılık büyük ölçüde algı ve idrak ile ilgilidir. Algı ve idrak, kişinin duyusal ve bilişsel kapasitesi dahilinde, gün içinde nelere nasıl tanıklık ettiğini, bunları nasıl bir psikoloji ile yorumladığını belirler. Burada bünyenin hormon düzeyleri etkendir. Hormon düzeylerini etkileyen çok fazla parametre vardır. Yaratıcı işlerle uğraşanlar da bu parametreler ile çeşitli yollarla oynamayı severler; çünkü yaratıcılığı tetikleyen algıdaki ve idrak süreçlerindeki farklılıklardır.

Bu parametrelerden biri uyku/uyanıklık saatleridir. Hangi saatlerde dünyaya tanıklık edildiği hem yaşanılan bağlamı ve içeriği belirler hem de o içeriğe nasıl bir zindelik ve psikolojik hâl ile maruz kalındığını… Ayrıca uykuda zihin durmamaktadır: asıl bilinçaltı süreçleri bu sırada işlemeye devam etmektedir. Beyin, günlük operasyonların değerlendirmesini arka planda devam ettirmektedir. Bunun bilincinde olarak, yaratıcılar asırlar boyunca çok farklı uyku ritüelleri ve rutinleri deneyerek, mevcut koşullarındaki en verimli üretimi sağlayacak düzenleri yakalamaya çalışmışlardır.

Ruhlar aleminde yaşamıyoruz; sirkadiyen ritim önemli

Günde 7-9 saat uyumanın, gece yarısından önce yatmanın, sabah da en geç 8’de kalkmamanın fiziksel-zihinsel-duygusal zindeliğimiz ve olgunluğumuz açısından önemini birçok kanaldan artık öğrendik. Vücudumuz da dünya üzerindeki tüm canlılar gibi dünyanın gündelik döngüsüne endeksli.

Bu yüzden öncelikle, canlıları en iyi anlayan dâhilerden biri olan Charles Darwin’in uyku düzenine bakalım. Kendisi gece 10-12 arasında yatar, sabah 7-8 civarı kalkarmış. Öğlen de 3-4 arasında kestirirmiş. Evet, ideal bir sirkadiyen ritim takipçisi…

Gece 12’de yatarak ve sabah 8’de kalkarak, sirkadiyen ritmin sadık takipçileri olan diğer ünlü isimler ise Joseph Campbell, Thomas Mann, Pyotr Ilyich Tchaikovsky. Benzer şekilde Charles Dickens, Le Corbusier ve Joseph Haydn da gece 11-12 arası yatıp sabah 6-7 gibi kalkarmış.

Erken yatarım, erken kalkarım (bir yumurtayı sütle çırparım)

Bazen, sabaha karşı henüz kimseler uyanmamışken, dünya aydınlanmamışken ve ortalık sessizken çalışmamıza daha rahat konsantre olabiliriz; mayışmış yarı bilinçli hâlimizin yaratıma etkisini gözlemleyebiliriz. Hele doğan günün ilk ışıklarını seyretmenin ve bedenin uyanış enerjisini bilinçliyken bünyemizde hissetmenin ayrı bir güzelliği vardır. Bunun için, yine 7-9 saatlik uykuyu almak koşuluyla, feda etmemiz gereken ise gecenin ilerleyen saatleridir.

John Milton, Benjamin Franklin ve Haruki Murakami, gece 9’da yatıp sabaha karşı 4’te kalkarak gecede 7 saat uyurmuş. Immanuel Kant, çok disiplinli bir şekilde gece 10’da uykuya dalar, 7 saatlik bir uyku için hizmetlisi tarafından sabaha karşı tam saat 5’te uyandırılırmış. Benzer şekilde Ludwig van Beethoven, Kurt Vonnegut ve Victor Hugo da gece 9-10’da yatıp sabah 5.30-6.30 civarında uyananlardan…

Diğer sabahçılar:

Sabaha karşı 4’te uyananlar: Frank Lloyd Wright, Ennio Morricone

Sabaha karşı 5’te uyananlar: John Grisham, Jack London, Sylvia Plath

Sabah 7’de uyananlar: Johann Wolfgang von Goethe

Sabah 8’de uyananlar: Carl Jung, Stephen King, Frida Kahlo

Sabah 9’da uyananlar: Gabriel Garcia Marquez, Ray Bradbury, Leo Tolstoy, Virginia Woolf

Uykuyla ve uyanmakla inatlaşanlar

Kurumsal yaşayanların genelde tipik hafta sonu düzenleri (geç yatmak ve hâliyle geç kalkmak) bazı sanatçıların yıllar boyu özenle oturttukları bir rutine dönüşebilir. Sonuçta gece hayatı da sanatçıların beslendiği bir mecradır.

Gece yarısından sonra 3’te uyuyan Gustave Flaubert, saat 10’da uyandığını bir çan ile duyururmuş, böylece diğer ev sakinleri artık fısıltı ile konuşmak zorunda kalmazmış. Cazın altın çağının çılgın partilerini aktaran F. Scott Fitzgerald ise gece yarısından sonra 3.30-4 civarında uyuyup sabah 11’de kalkarmış. Dikkat edersiniz bu iki ünlü de günlük 7 saatlik uykularını almayı bilmiş.

Diğer geç uyananlar (sabah 10’dan sonra): William S. Burroughs, Simone de Beauvoir, James Joyce, Charles Bukowski

Bu dünyaya uyumaya mı geldik? Ey doğa, kendi ritmimi kendim belirlerim ben, teşekkürler…

Kurumsal yaşayanların genelde tipik hafta içi düzenleri (geç yatmak ve zorunlu olarak erken kalkmak) bazı sanatçıların yıllar boyunca özenle ve idealistçe oturttukları bir rutine dönüşebilir. Veya tasarım şirketlerinde çalışanların üniversite yıllarından beri alıştığı aralıksız sabahlamalar ve çalışmalar arası kısa kestirmeler de bir hayat tarzına dönüşebilir. Sonuçta uyurken iş çıkmıyor ya(!)

Modernizm dayatmasının öncülerinden Buckminster Fuller’ın iddiası da bu yöndeymiş. 1930’ların başlarında, insanlığın uyku düzeninin “modern yaşam tarzı” ile hiç de uyuşmadığına kanaat getirmiş. Eğer kendini daha az uyumaya yönelik “terbiye edebilirse” çalışmaya daha fazla zaman ayırabilirmiş. Yüksek frekanslı uyku düzenini bünyesinde test etmiş: yani her 6 saatlik çalışma maratonu sonrası 30 dakika kestirirmiş. Gün içindeki tek uyku saatleri bu kestirmelermiş. Yani her gün 2 saatlik uykuyla yetinmeye çalışırmış. O kadar hızlı uykuya dalarmış gibi, görenler sanki bir kapama düğmesine bastığını veya bir atak geçirdiğini zannederlermiş. Çok uzun seneler boyunca bu yönteme sadık kalmış ancak eşinin şikayetleri üzerine sirkadiyen uyku düzenine geri dönmüş. (Herhalde “modern yaşam tarzını” evine taşıyamamış…)

Pek modern çağlarda yaşamamış olsa da Buckminster’ın iddia ettiği “modern yaşam tarzını” aslında Leonardo da Vinci uyguluyormuş zaten. Kendisi günde birkaç kere 20 dakika-2 saat arası kestirirmiş. Günlük uykusu sadece bu kısa kestirmelerden oluşurmuş. Burada bir öykünme sezmedim değil…

Thomas Edison da bu işe noktayı koyanlardan. Kendisi uykuyu reddedermiş. Uyku; zaman, canlılık ve fırsat kaybına eşdeğermiş. Her 3 saatte bir 20 dakika uyurmuş. Yoğun çalışma dönemlerinde uyumayı kabul etmezmiş. Aralıksız olarak 72 saat çalışmışlığı varmış. Benzer şekilde Nicola Tesla da gecede en fazla 2 saat uyuyanlardanmış. Hele onun 84 saat aralıksız çalışmışlığı bile varmış. Yani Edison ile Tesla arasındaki uykusuzluk yarışını Tesla kazanmış… Ülkemizde yayınlanan “Dokun Bana” isimli yarışma aklıma geldi…

Isaac Newton için uyku ile bayılma arasında pek bir ayrım yokmuş (elmadan bağımsız olarak). Ona göre doğal bir gün sonu, sabaha karşı 3 veya bazen sabah 6’ya kadar aralıksız çalışma sonrası tükenince uyuyakalmaymış. Buna rağmen birkaç saatlik uykunun ona yettiğini savunurmuş. Sonra da hasta olurmuş.

Honore de Balzac’ın uymaya yemin ettiği günlük rutini şöyleymiş: Akşam 6’da yatıp, 5 saat uyuyup, gece yarısından sonra saat 1’de uyanırmış. Sabaha kadar aralıksız 7 saat yazdıktan sonra sabah 8’den 9.30’a kadar 1,5 saat kestirirmiş. Sonra öğleden sonra saat 4’e kadar aralıksız yazmaya devam edermiş. Kendine ancak günde 2 saat (akşam 4 ile 6 arası) zaman ayırırmış.

Sirkadiyen uyku düzenini en cins şekilde trolleyen sanatçımız Eric Satie olabilir. Salı günleri hariç her gün tam 10.37’de yatar ve tam 7.18’de uyanırmış. Sadece Salı günleri tam 3.14’te kalkarmış.

Uykuyu yaratıcılık konusunda çok verimli bir araca dönüştüren dâhimiz ise Salvador Dali. Elinde metal bir anahtar ile kestirirmiş. Uykuya tam daldığı sırada yere yerleştirilen metal bir tabağa düşen anahtar sesi onu uyandırırmış. Yaratıcı düşüncenin en verimli anı olan bilinç ile bilinçsizlik arası durumu böylece suni bir şekilde yaratabilir, o sırada oluşan imgeleri hızlıca hafızasına kaydedebilirmiş.

Bu dünyaya uyumaya gelmiş olabiliriz…

Uykudan tatlısı var mı?.. Albert Einstein, 10 saatlik bir gece uykusu yetmezmiş gibi bir de gün içi uyuklarmış. Mariah Carey de yatağının etrafında bulunan 20 adet buhar makinesi eşliğinde günde 15 saatlik bir uyku çekermiş (belki imzası olan “süpersonik çığlığı” böyle keşfetmiştir: içinden bir ses “uyan artık” diye çığırıyordur belki…). Acaba Albert ile Mariah aynı dönemde yaşasalardı tanışırlar mıydı?..

Evladım, yatarak ders mi çalışılır? (Yatağa iş getirenler…)

Mark Twain, Marcel Proust, Edith Wharton, Truman Capote, George Orwell yatarak yazarlardanmış. Mary Shelley’nin uyku felci, gece terörü ve bu konudaki çözüm yöntemleri ona Frankenstein konusunda ilham vermiş.

Totem ile yatanlar

Stephen King, yastığını yatağın ortasına bakacak şekilde ayarlarmış. Charles Dickens ise yatağını her zaman kuzeye döndürürmüş çünkü böylece yaratıcılığı artarmış. Marie Curie ise yatağının yanında bir kavanoz radyum bulundururmuş (Yorumumu kendime saklamak istedim; siz anladınız onu…) Benzer şekilde Vincent van Gogh da uyuyabilmek için yastık ve yorganına “kafur” (bir tür terebentin) sürermiş. Bu madde yavaşça onu zehirlemiş ve onu intihara sevk eden faktörlerden biri olmuş.

Yaratıcı düşünme yolunda insanoğlunun yapmayacağı deney yok gibi görünüyor. Yukarıda gördüğümüz örneklerde her yaratıcı kişi, zihinsel olarak en üretken uyanıklık durumlarını stratejik olarak kendi koşullarına göre ayarlamaya çalışıyor. İster günde 2 saat ister 15 saat uyusun, herhalde kedilerin tersine, insanlar için uyku, bir amaçtan ziyade bir araç konumunda…

Uyku, iyileştirici yönüyle bana kutsal gelir. Fiziksel tamirat için ne kadar önemliyse zihinsel ve psikolojik süreçlerin huzuru için de (burada uykuyu vücudun psikolojik savunma sistemi olarak görüyorum; o yüzden “uyuyakalmak” benim için keyfilikten veya disiplinsizlikten ziyade bir toparlanma süreci ihtiyacının en önemli belirtisidir,) uyku vücudunun en doğal tedavi mekanizmasıdır. Zaten kişiler için de “uyku yolunu bulur” diyor, “uyku kişinin üzerine yakışanı giymesidir,” aforizması ile bu yazımı tamamlıyorum.

Kaynaklar:

Mason Currey

Daily Routines

Görsel Kaynaklar: 

Edison

Tchaikovsky

While Mortals Sleep

Frida Kahlo

William S. Burroughs

Salvador Dali

Mark Twain

Frankestein

Albert Einstein

Ernest Hemingway

1986’da Antalya’da hayata başlayan Tolgay; Özel Üsküdar Amerikan Lisesi ve Yeditepe Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nden mezun oldu, TeCe Mimarlık ve Nevzat Sayın Mimarlık Hizmetleri’nde mimar olarak; Yeditepe Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nde araştırma görevlisi olarak birer sene çalıştı. İTÜ Mimari Tasarımda Bilişim Yüksek Lisans Programı’na ve Bahçeşehir Üniversitesi Caz Okulu’na caz vokal olarak da kabul edildi; Ferhat Öz, Sibel Köse ve Başak Yavuz'dan vokal eğitimi aldı.2018’de kurduğu Filtre Platform, İstanbul’un çeşitli kafe ve sergi mekânlarında sanat/tasarım üzerine disiplinler ötesi kulüp buluşmaları, söyleşiler, keşif gezileri, atölye çalışmaları ve sergiler düzenledi. TAK ile birlikte 40 sanatçı/tasarımcı ve 28 adet etkinliğin dahil olduğu 12 saatlik Tesadüfler Festivali’ni düzenledi. İ ME CE bünyesinde, farklı disiplinlerden oluşmuş büyük ekibiyle “Askıda Aralık” ismindeki 60 metrelik etkileşimli bir parkur yerleştirmesini ve “Askıda An” isimli deneysel konserini tasarladı ve uyguladı.Alternatif, sıradışı ve özgün yaratıcılığa öncelik ve değer veren Tolgay, Provalar isimli özgün yaratıcılık atölyesi ile herkesin içindeki yaratıcı potansiyeli ortaya çıkarmaya yardımcı oluyor, bir yandan da yaratıcılık koçu ve eğitmeni olma yolunda ilerliyor.

yorumlar (2)

  • Avatar

    buseyazar

    Çok ilgi çekici bir konu olmuş. Devamını merakla bekliyorum sevgili yazar:)

    reply

YORUM YAP