“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Yunan Tuhaf Dalgası’nın Zavallısı: “Pity” (2018)

Yunanistan’ın dünya genelinde yarattığı her zaman eğlenen, rahat ve mutlu toplum algısı, girdikleri ekonomik krizle birlikte dağılırken Amerika’da sinema eğitimi almış genç yönetmenler, ülkelerine geri dönerek kendi toplumlarının bi’nevi sahte gerçekliklerini yıkmaya ve altında ne kaldığına bakmaya başladılar.

Eğer biraz olsun sinemayla ilgiliyiseniz son dönemde “Yorgos Lanthimos” adını ne kadar sıklıkla duyduğunuzu fark etmişsinizdir. Lanthimos, gerçekliği absürt bir şekilde kırarak yarattığı kendi sinemasal diliyle dünya festivallerini fethederken son yıllarda farkında olmadan yeni bir sinema hareketine öncülük eder oldu: “Yunan Tuhaf Dalgası”. 

Rutinleşen hayatlarını donuk bakışları, robotik hareketleri ve adeta ezberlenmişcesine yapay cümle yapısıyla yaşayan insanların hayatları üzerinden patriarşi (ataerkillik) ve gösteriş toplumu hakkında eleştirel bir dille yönetilen bu filmler, “babaların sinemasına” kafa tutan yapılarıyla birlikte sinemaya yeni bir bakış kazandırmakta.

Lanthimos filmlerinin senaristi olan Efythmis Filippou, aynı zamanda birazdan inceleyeceğim Zavallı’nın da (Oiktos, 2018) senaristi. Bu noktada, verdikleri birçok röportajda da Yunan Tuhaf Dalgası hareketine dahil bütün yönetmenlerin birbirlerine fikir aşamasında çok fazla yardımcı olduklarını ve hatta bir dayanışmanın olduğunu da söyleyebiliriz.

Pity (2018)


Yazının bundan sonraki kısmı filmle ilgili can sıkıcı ve tat kaçırıcı olabilecek sürpriz gelişmeleri ele vermektedir.

Film, otomatik panjurun açılmasının ardından gözüken masmavi bir gökyüzü ve dar açıyla uzaktan çekilmiş bir deniz manzarasıyla açılıyor. Hıçkıra hıçkıra ağlayan bir adamın sesi, yavaş tempolu bir klasik müziğe karışmaya başlıyor. Sonraki açıda, filmin merkezinde yer alan -kimliğini yitiren günümüz insanının bir yansıması olarak ele alınabilecek- isimsiz bir babanın pijamalarıyla birlikte yatağının köşesinde oturup tamamen savunmasız bir şekilde ağladığını görüyoruz. Tam bu noktada, film boyunca ana karakterin düşünceleriyle olaylar arasında bir paravan görevi gören siyah kartlardan ilki geliyor ekrana:

“İnsanların başka bir kişiye acıma hissettiklerinde o kişiyi benimsemeleri, onlardan taklit etmeleri zor bir şeyi istemenin bir ifadesidir. Genellikle gözlerini kırpıp başlarını öne eğerek şöyle derler: Ne diyeceğimi bilmiyorum. Metin ol, sabırlı ol ya da böyle bir şeyler…”

Yönetmen Babis Makridis ikinci filmi Zavallı’da kırılgan erkek egosuna adeta saldırırken aynı zamanda çocukluk travmaları ve şefkat üzerine de eğiliyor. Makridis’in, mesleği avukatlık olan ana karakterin günlük hayatta karşılaştığı herkesi ana karakter için birer duygusal mastürbasyon nesnesi olarak tasarladığını görebiliyoruz. Her gün adama ve oğluna kek getiren komşusu, kuru temizlemecisi, babalarını kaybeden müvekkilleri, duygusal bir dayanak olmak zorunda bırakılan sekreteri ve hatta sürekli içsel bir çatışmada olduğu oğlu… Bütün bu insanlar, adamın karısının komada olduğu süre boyunca hissettiği hüzün ve acıya duyduğu bağımlılığı adeta bir ritüel olarak sergilediği birer nesne. Fakat müvekkillerinin ayrı bir yeri var; onları kardeşleri gibi gördüğünü söylüyor. Kaybettikleri babaları hakkında anılarını soruyor, karakterini tanımaya çalışıyor, çat-kapı evlerine giderek onlarla konuşmaya çalışıyor ve hatta babalarının mezarına gidip çiçek bırakıyor.

Yönetmenin klasik müziği kullanış biçimi, müziği ayrı bir oyuncuymuşcasına önemli bir noktaya taşıyor. Adama karısının durumu sorulduğu anda takındığı tavırla birlikte giderek yükselen ve dramatik bir hal alan klasik müzik, adamın kısa bir sürede hissettiği tatmini çok güzel yansıtırken, depresif bir hissiyat da bırakıyor. Filmde klasik müziğin tam tersi bir şekilde kullanıldığını da görüyoruz. Adamın piyanist olan oğlu evdeki piyanolarında sürekli mutlu melodiler çalıyor. Bu sırada yönetmenin kamerayı evin dışına, pencerenin arkasına konumlandırması oğlun babasıyla olan iletişimsizliği bir kez daha vurguluyor; baba, oğlunun yanına geliyor ve ona “böylesi bir kabusun içinden geçerken eğlenceli melodiler çalmaması gerektiğini” söyleyip kendi bestelediği gayet gothic bir yapısı olan vampirik ağıdını okuyor. Belki de filmin en absürt noktası olan bu sahne, filmin ikinci yarısını başlatıyor.

Pity (2018)


Filmde hiç görmediğimiz ve hep boşluğunu hissettiğimiz anne figürünün komadan çıkıp eve gelmesiyle birlikte, ana karakterimizin asıl sorununu anlıyoruz; insanlardan görmek istediği şefkati karısının komada olmasından dolayı kolaylıkla elde etmesiyle birlikte, bu durumun onda bi’nevi bağımlılık haline geldiği açığa çıkıyor… Komşusu ona kek getirmeyi bırakıyor, müvekkillerine ya da sekreterine karısını anlatamıyor, kuru temizlemeciye sırf ona acıması için yalan söylüyor. Ancak bunların hiçbiri karakterimizin filmin ilk yarısındaki briç sahnesinde savunduğu gibi “doğal, taklit edilemez saf acıyı” ona ver(e)mediğinden, adam kendini absürt bir arayışta buluyor: karısının meme kanseri olduğunu veya oğlunun iyi bir piyanist olamayacağını düşünüp üzülecek bir şeyler arıyor. Sürekli ilgi, şefkat ve acı arayışında olan adam artık onun için geçmişte kalan, nostaljik bir hissiyat olan göz yaşlarına tekrardan kavuşmak için göz yaşartıcı gaz bombasının kollarına bırakıyor kendini. Bu sahnede yönetmen, trajikomik bir durum yaratmasıyla birlikte filmin üçüncü bölümü sayılabilecek bölümü açıyor.

Adam karısıyla oğlunun değer verdiği ve hatta kendisinin de elleriyle beslediği köpekleri Cookie’yi bir tekneye koyup okyanusun açıklarında bırakıyor. Hemen ardından, yüzünü yalnızca bir kere gördüğümüz ve sahip olduğu gösterişli ev üzerinden tanımlanan kendi babasına gidip köpeğini kaybettiğini söylüyor, babasının onun için üzülmesini ve acımasını istiyor; çocukluğunda yaşadığı travmalardan dolayı duymak istediği şefkati arıyor. Fakat hissetmek istediği şefkate kavuşamayınca daha da trajik bir hal alan “acı/şefkat açlığını”, evin “neşe kaynağı” olan piyanonun tellerini gizlice sökerek doyurmaya çalışıyor; komşusunun kapısına dayanarak ondan kek yapmasını istiyor; kıyafetlerini bilerek kirleterek kuru temizlemeye götürüyor. Ancak istediği, özlediği o acınma duygusuna bir türlü sahip olamıyor. 

Babaları bir çocuk tarafından öldürülen müvekkilleriyle film boyunca kurduğu bağ, filmin bu noktasında çözüme ulaşıyor. Kendi “kardeşleri” yerine koyduğu müvekkillerinin anlattığı cinayetin aynısını tasarlıyor. Gidip sarı bir bisiklet alıyor ve tam da bu noktada -film boyunca kullanılan klasik müziğin aksine- bir metal müzik başlıyor. Arayışında vardığı son nokta, “bir yakınını kaybetme” olan adamın yine ilk tercihi kendi babası oluyor. Babanın cesedinin sandalyede duruşunu izliyoruz, yanında müvekkillerinin babasını öldüren çocuğun bisikletinin benzerinden var ve metal müzik giderek yükseliyor. Müzik ve kurguyla birlikte iki mekan arasında bağlantı kuruluyor ve adamın kendi evinde karısını da öldürdüğünü ve şok da olduğunu görüyoruz. Müziğin bitmesiyle oğlu eve giriyor ancak yönetmen kamerayı kapının dışında bırakıyor. Seyirci uzun bir süre kapının dışında bekledikten sonra, “huzur veren” bir deniz manzarasına “maruz bırakılıyor”. Ardından, saçları hüzünden bir gecede beyazlamış adam, karısı komadayken ölmesi ihtimaline karşı aldığı siyah takım elbisesini giymiş, yine yatağının köşesinde ağlıyor. Film, klasik bir ana akım sinema filminin sonu olabilecek bu sahneyle sonlanmıyor. Yönetmen bilinçli olarak seyriciyle bağlantı kurabileceği bir sonla bitiriyor filmi ve okyanusta terk edilen Cookie tam da unuttuğumuz, adamın “gaddarlığına” yenik düştüğümüz anda, filmin en başından beri arkaplanda gördüğümüz o berrak, sonsuz denizden yüzerek çıkıyor. Böylelikle film duyguların manipüle edildiği klişe bir sondan ziyade, güzel bir twistle bitmiş oluyor.

Pity (2018)


Acı mı? Şefkat mi? Sevgi mi? 

Zavallı(,) Hollywood’un küresel anlamda seyircisinin iliklerine kadar işlediği manipülatif sinemasının yanı sıra, anlatmak istediğini filmin merkezine koymadan dolaylı yoldan anlatarak seyirciyi yakalamayı başarıyor. Birçok önemli noktayı filmin ikinci yarısında yakalamaya, çözmeye başlayan seyirci, filmle birlikte Yunan Tuhaf Dalgası’nın en belirgin özelliklerini birlikte keşfediyor.

Genel olarak baktığımızda, başarılı (kime göre, neye göre) sayılabilecek yaşantıları olan, deniz kıyısında lüks bir dairede yaşayan, istediğini istediği zaman elde edebilen erkeklerin, aslında çoğunlukla ataerkil toplum içinde silikleştirilmiş anne figürleriyle büyüyen, babalarından şefkat göremeyen, çocukluk döneminde yaşadıkları travmalar yüzünden ilgi ve sevgi sorunlarını çözememiş erkekler olduğu ve bu yüzden güç ve sevgi tanımlarının metalaştığı fikrini, filmin ilk sahnesinden son sahnesine kadar çok güzel sindiriyor. Böylelikle, günümüz ataerkil toplumunda sorunlu bir şekilde büyüyen, duygularını bastıran erkek figürü, Zavallı’da tek arzusu en başta baba figürü ve ardından yakın çevresi tarafından ciddiye alınmak ve şefkat görmek olan bir adam olarak karşımıza çıkıyor.

Görüntü yönetmenliği bağlamında baktığımızda ise, karakterin kadrajın içinde çerçeveler oluşturarak olabildiğince küçültüldüğü ve görüntüdeki boşlukları abartılı bir şekilde tasarlandığı film, hem ana karakterimizin yaşantısındaki boşluk hem de sıkışmışlık hissiyatının çok başarılı bir şekilde seyirciye geçmesini sağlıyor. Yalnızca ana karakterin yeni bir ortama veya olaya adapte olması gerektiği anlarda hareketli kamera kullanılması ve filmin genelinde sabit kameraya yer verilmesi, uluslararası film festivallerinin biricik yönetmeni Roy Andersson’la çokça söz ettiğimiz İskandinav minimal sinemasını andırıyor.

Yunan Tuhaf Dalgası, Buster Keaton’ın popülerist sinemaya karşı silahlaştırdığı deadpan (ifadesiz) oyunculuk stili ile Fransız Yeni Dalga’nın grafik tasarımsal noktalarını birleştirerek 2010 ve 20’lerin protest sinema hareketi olma yolunda emin ve güçlü adımlarla geliyor. Darısı Türkiye sinemasının başına…

yıkıcı, yaratıcı; okuyan, yazan, düşünen ve bu yüzden görmek isteyen karbon-bazlı bir yaşam formu. • DEU GSF'de sinematografi öğrencisi; kakimli.com'da içerik üreticisi ve sosyal medya yöneticisi; @degisenbakis'ta izleyicinin bakışını yeniden yaratmayı amaçlayan bir yaratıcı; @deus.ex.machinax'ta tasarımsal açıdan kendini yeniden keşfeden bir yapay-zeka; @lafingidisi'nde anlamını yitiren kelimeleri kovalayan bir araştırmacı. • bunlar onun hakkında bilinenlerin bir kısmı. dahası için nereye bakacağınızı biliyorsunuz.

YORUM YAP