“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Yüz Çeviren Kadınlar

Tövbekar Magdalene ” ile “Mihrap” Eserlerinin Karşılaştırmalı Analizi

Mihrap resmi, çarpıcı sembolleri ve figür olarak kullandığı “kadın” ile dönemine bir çığlık gibi baş kaldırmıştır. Bu resmin özünde yasak ve olmaması gereken her unsur vardır. Üstelik ilk bakışta anlaşılamayacak kadar iyi bir kompozisyonda sunulmuştur. Eseri tanımlamak için kullanmak istediğim sıfatlar muhakkak ki; çarpıcı, gizemli, isyankar ve aykırı olacaktır. Mihrab’ın tartışmalı öyküsü günümüze kadar süregelsin, resmin benim şahsi görüşlerimle şekillendirdiği bir tahayyül alemi vardır ki, ben diğer şeylerden çok bundan söz etmek isterim.

Görselin alan kullanımı seyircisinin neredeyse içeriye gireceği aralık bir kapıdan görünen görünümler gibi yakın bir perspektiftle açılıyor. Zıt renklerin ve oryantal sembollerin yoğunluğu istemsizce uyanan bir gizem duygusunu, yerdeki diğer çağrışım öğeleri olan kitaplara bulaştırıyor. Ve bu koku oradan büyükçe bir rahleye, sonra kadına, elbisenin dokusuna, kadının göğüslerine, saçının şekline ve arkasındaki mihrabın aykırı kullanımına dağılıyor, tıpkı eserin en önünde neredeyse gözümüzden kaçacak gibi duran tütsülüğün üfürdüğü duman gibi!

Eser, sembolik olarak incelenmeden önce salt bir bakışla bakıldığında kavranan çağrışım açısından seyircisinde tuhaf bir rahatsızlık duygusu uyandırıyor, oldukça sembolik bir doluluk ve renklerle yapılan oyunlar, tabloya bakan kişinin ilk bakışta bilinmeyişin içinde kalmasına sebep verdiğinden bu hissin sonucu korku ve rahatsızlık oluyor. Sanki bir şeyler ters gibi geliyor.

Peki ama ne?

Osman Hamdi Bey, Mihrap, 1901
Tablo en son Koç Ailesinde Türkiye’de görülmüş akabinde kaybolmuştur.

Bende güçlü izlenimler bırakan detaylardan en önemlisi pek tabii ki kadının hafif şişkin karnı ve üzerine oturduğu rahlenin köşelerini sımsıkı tutması oldu. Gözlerindeki korkunç kasvetli ve buhranlı ifadenin, seyircinin hiç göremediği ve bakamayacağı bir köşeye doğru bakması ayrıyeten tüylerimi ürpertti. Çünkü eğer resimdeki figür size bakmıyorsa onu objeleştiremez ve hızlıca kavrayamazsınız. Tablonun sahibi olamaz, izleyicisi olmak, olayın dışında kalan bir meraklı olarak sabretmek zorundasınızdır. Karanlık atmosferin içerisinde teni ve elbisesi ile beyaz ve sarı renklerini güçlü bir şekilde yansıtan kadın, hamile olması ile de beraber sarı renginin “canlılık, neşe ve gençlik” anlamlarını taşımalı gibi geliyor fakat sarı bu buğulu, kimsesiz bakışlarla birleştiğinde kadın ve elbisesi arasında kocaman bir kontrast, zıtlık oluşuyor. Tedirginlik hissi veren de bu.

Çizgiler çok kendinden emin, boya kullanımı tamamen bilinçli ve sert, ressam ne çizdiğinden emin ve bunu seyircisine sunmakta da kararlı çiziyor. Canlı renkler arasında, heyecanlı bir resim bulmayı uman gözler kasvetli bir gizemin kucağına düşüyor. Resimde dinamik olan tek şey tütsünün dumanı, bu dumanın hafifçe uçuşmuş olması resme bakan kişide bir geç kalmışlık hissi uyandırıyor. Sen ey sevgili seyircim, diyor resim, sen daha bana bakmadan önce burada bir şeyler oldu. Zamanın hareketi ve zamanın bir bakışta donmuşluğunu resme mühürleyen şey tütsünün biraz uçmuş olan dumanıdır. O duman, bizden önce hareketin varolduğunu gösteren ince bir detaydır.

Kadın başlı başına bir imgedir; rahle, mihrap, kitaplar ve oryantal süslemeler diğer imgelerdir.
Gerçek olabilecek kadar aşırı ve vurucu, gerçek olamayacak kadar gizemli ve kasvetli bir resim Mihrap. Kendi döneminin heyula gibi aniden çıkan sesi.

Paul Baudry, Tövbekar Magdelene, 1858 Musee des Beaux-Arts, Nantes, FranceTövbekar Magdalene eserine değinmek gerekirse bu eserin, ince bir tüy gibi üzerime düştüğünü hayal ediyorum. Dokusundaki yumuşak ve ipeksi renkler insanda bu yumuşak hisleri uyandırıyor. Ancak eminim ki hayal dünyası eline bir kalem alıp biraz bu tabloyu incelese bir daha böylesine acemi hislere asla kapılmayacaktır. Zira bazen en yumuşak hisler, en korkunç hikayeleri anlatır. Bu resmi birkaç sıfatla tanımlayacak olursam; gizli, masum, ikiyüzlü demek isterim.

Magdalene tarihsel olarak İsa tarafından zina suçu ile yargılandığı anlatılan bir kadındır. Ancak İsa’yı görür görmez günahlarından tövbe eder ve İsa onu affeder. İsa’nın kadın takipçilerinden biri olur. Bu Magdalene’nin hikayesidir. Ancak tablo, Magdalene’i anlatırken her ne kadar ilk bakışta normal ve masum gözüken renkleri bize sunsa da, gerçek bambaşkadır.

Arkadaki vaha bize orta çağ masallarından bir hava taşırken mekanın işlenmesinde kullanılan renkler, İsa’nın sade giysilerinin ve çölün renk tonlarıdır. Dağların arkasından görünen küçük manzara orada bir hikayenin yaşanmış olduğu duygusunu uyandırır, çünkü uzaklardaki bir yeri gösterir.

Ağaçların dokusu, Vincenzo Catena’nın Günahkar Kadın ve İsa tablosundaki arka planın neredeyse aynısıdır. Bu anlamda İsa dönemindeki her şeye ister istemez hem renkler hem de belli belirsiz manzarası ile benzerlik gösterir. Çağrışımlar açısından zengin olmasına karşın, renklerin sadeliği bu çağrışımları gizler niteliktedir. Tıpkı bir arkeolog gibi elimize bir fırça alıp bazı renklerin üzerindeki tozu silmek gelir içimizden, ancak bu dikkatli bir gözle yapıldığında Magdalene’in resmedilmesindeki sebep anlaşılır.

Magdalene’in sol kolu arkasında ne olduğu belli olmayan obje bende hikayenin dokusu ile beraber tuhaf bir izlenim yarattı, bunu eski inanışlara konu olan himen’e benzettim. İffetsizliği ile bilinen bu kadının, kendi bakış açımdan değil, resmedildiği sebepten dolayı bu sembolü bir obje olarak belli belirsiz arkasında taşıyor oluşu oldukça etkileyici. Yoksa Magdalene tövbe etmiş değil miydi? Yoksa hikayeler hakkında başka bir görüş mü sunuyordu ressam? Evet.

Gerçekliğe uzak fakat bir hikayenin anlatımı olarak ortaya çıkan tablo, fikir olarak sinsi ve sessiz. Mihrap gibi kışkırtıcı değil çünkü gizli bir eleştirinin nesnesi.

Karşılaştırmalı Analiz

  • İki tablo da iffetsiz olarak anılabilecek kadınların, bize değil, bir başka odak noktasına, olayların geliştiği ve bizim seyirci kaldığımız tarihsel durumlara bakarak merak duygumuzu kabartılar. (Tövbekar Magdalene İsa döneminde bir kadının öyküsü, Mihrap ise kadının Osmanlı dönemindeki duruşuna bir isyandır örneğin)
  • Renk kullanımları açısından Mihrap resmi daha sert ve dikkat çekici iken Tövbekar Magdalene tablosunda renkler daha yumuşak ve durgundur.
  • İki resimde de, dinsel arkaplanlar vardır. Mihrapta Kur’an, rahle ve mihrap bu rolü oynarke, Magdalene’in resminde haç bu röle bürünür. Kur’anlar yerdedir ve haç da yerde yatmaktadır. Kadınların bakışları onlardan farklı yöndedir.
  • İki resimde de kadın figürü günahkar olarak seçilmiştir. İkisinin de günahkarlığı göğüslerinin açıklığı ve dini sembolleri yere bırakmalarıyla alakalıdır. Toplumdaki kadın algısının benzer dönemlerde eser vermiş olan ressamların algısına benzer yansıması şok edici değildir. Kadın Hristiyanlıkta da, İslamda da örtünen, sakınılan ve mahrem olan namus objesidir.
    Dinler kadınları bu şekilde edilgenleştirmiştir. Tabloların dinsel unsurları yere atan ve yarı çıplak kadınlarla isyan edişinin temelinde kadını bir protestonun etken malzemesi haline getirme arayışı vardır.
  • Ne yazık ki nü olarak kullanılan bedenlerde kadın arzu nesnesi olmaktan öteye gidememektedir. Ancak ressamlar bunu da bilinçli kullanır. Mihrap’taki göğüs dekoltesi bir başkaldırı ve arzu nesnesi iken ve günahkar kadını bariz şekilde kompoze ederken Magdalene’nin nü bedeni bu arzu nesnesi oluşundan hikayeyi tamamlar. Dönemin şartlarında Mihraptaki göğüs dekoltesi aşırıdır. Ve kadını bir şehvet sembolü olarak görmeye yatkınlık bu dekoltenin aşırılığına sebeptir. Magdalene’in nü bedeni ise günahkar bir kadının tövbe ettikten sonra değişmesi gerektiğini düşünen bakış açısından dolayı çıplaklığı yine Mihraptaki gibi bir başkaldırı olarak ele alır. İsa arkadaki vaha gibi terk edilmiştir, haç yere düşmüştür, Azize Magdalene artık saf değildir. Her ne kadar öyküsünde tövbe ettiği yazılsa da yaşamında bu tövbenin izleri yoktur.
  • Kadınlar iki resimde de muğlak bir boşluğa bakar, bu tablolarda anlatılamayan bazı şeylere dikkat çeker. Göremediğimiz, daha fazlası olan bir gerçeklik gizlidir. Bu anlamda iki tablo da gizem unsurunu farklı renklerle ele almıştır. Biri sönük diğeri canlı bir provakasyon ürünüdür.
  • Diğer yandan, gençlik rengi sarıyı üzerinde taşıyan Mihrap figüranı hamiledir, bu kadınlığın gelişmesini temsil ederken; mavi bir örtüyü “güven ve sadakat”in rengini taşıyan Magdalene genç bir kız olarak resmedilmiştir. Bu anlamda farklı olsalar da ikisi de taşıdıkları renklere kontrast oluşturmaları yönü ile aynıdır.
  • Magdalene resminde hafif ve yumuşak fırça darbelerini görürken ve bu buğulu bir atmosfer yaratırken Mihrap’ta vurucu bir yöntem vardır. Hem detaylı hem de net çizgilerle her ince ayrıntı göze sokulur.
  • İki eserde de kadın figürleri arkaplanlarından daha net ve canlı resmedilmiştir. Dinlere isyanın kadınlar aracılığı ile belli edilmesi, tüm yükü kadınlar üzerine yıkan dinleri eleştirmek için seçilmiştir.
  • Avrupai kadının saç rengi kumral ve sarı iken Mihrap’taki figür siyah saçlıdır. Bulundukları toplumlardaki kadın figürlerine benzerler.
  • Mihrap’ta kadın sırtını kıbleye çevirmiştir, Magdalene tablosunda ise kadın sırtını İsa’nın vahasına çevirmiştir.
  • Magdalene’in bakışları sakindir ancak Mihrap’taki kadın tuhaf bir öfkeyi tutar gibidir. Çığlık atmadan hemen önce resmedilmiş gibi durur, Magdalene ise tepkisiz ve sessizce tövbesinden yüz çevirmiştir. Bu bakışlar birbirinden farklıdır ve resimlerin dokuları ile de uyumludur. Bir yanda sinsi bir eleştiri diğer yanda sessiz bir isyan vardır.

Kadının nü resmedilişinde, resmin sahibine attığı bakışlar resim izleyicisinin bu arzu nesnesinden aldığı bir haz söz konusudur. İzleyici, resmin sahibi ve efendisidir, hali ile en ilgi çekici obje olan kadın da onu izler. Ancak kadın bir başka noktaya bakmaya başladığında hikaye başlamıştır, çünkü izleyici onun dikkatini celbeden daha ilginç bir şeyin varlığından şüphelenir.

Bu iki kadının günahkar atfedilmesine sebep olan bunca sembol içinde yine de başkaldırı olarak gözlerini sahipleri olmak isteyen bakışlardan, bambaşka hikayelere çevirmek istemeleri sanıyorum ki tesadüf değildir.

Dünya gezegenine 97 yılında adım attı. Haliç Üniversitesi Amerikan Edebiyatı bölümünden Karşılaştırmalı Edebiyata zıpladı. Yıllardır süren yazma serüvenine devam ederken, büyülü gerçekçi öyküleriyle tanındı. Gonzo Journalism felsefesi ile gözlemlemeye, maceranın içinde Gilliamesk bir mod ile yürümeye devam ederken sizlerin yolculuğu için buraya bir bardak su bıraktı. Buy the ticket, take the ride!

YORUM YAP