“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Zafer Bayramı

Büyük Taarruz… Bir milletin son gücüyle, var gücüyle koca bir savaşı üzerinden silkmek isterken attığı son kurşun.

Yıl 1922  ve 1914’ten beri ne kadar yön varsa o kadar yönde cephe alarak kendini savunan bir ordunun kanının son damlasını akıttığı Dumlupınar.

Yarattığı güvensizlik ortamı ve politik endişeye rağmen sabırla, bir yıl içinde, sessizlik içinde toparlanan bir ordu.

“Yurdun dört bir yanından” denir hep. Durup bir hayal edelim yurdun dört bir yanını. Şehir şehir, köy köy, eli silah tutabilecek ne kadar erkek varsa hepsini bir araya topladığımızı hayal edelim. Üzerine savaşla geçen sekiz yılın sonunda, topraklarınızdan besin namına ne kırıntı kalmışsa bu orduya gittiğini, yalnızca ordunun değil sivillerinde kanının son damlasına kadar kendinden verdiğini hatırlayalım. 

Beş gün aralıksız, geceli gündüzlü süren en büyük Meydan Savaşı*”nın sabah saat 5:30’daki (26 Ağustos 1922) top atışı, işte bu ordunun ve milletin kurumuş damarlarına pompalanan son kandı. 30 Ağustos zaferinin ardından artık meydanlarda değil, politik arenada çarpışacak ve bir yıl içinde Lozan’ı imzalayacaktık. 

1924 senesinde verdiği konuşmaya* şu naif sözlerle başlar Mustafa Kemal Atatürk; “Görevlerini milletin vicdanından gelen gerçek ihtiyacına, yalnız onun yüksek fikrine uygun olarak yapmış olanlara özel bir vicdan rahatlığı ile bugün önünüzde bulunurken duyduğum mutluluğu ifade edemem.”


Ve savaşın ne olduğunu, şöyle betimler:

“Düşman alanlarını saran bir çember üzerinde yer almış olan bataryalarımızın aralıksız ve amansız ateşleri düşman alanlarını, içinde durulmaz bir cehennem haline getiriyordu. Güneş batıya yaklaştıkça ateşli, kanlı ve ölümlü bir kıyametin kopmak üzere olduğu bütün ruhlarda duyuluyordu. Bir zaman sonra dünyada büyük bir yıkım olacaktı. Ve beklediğimiz kurtuluş güneşinin doğabilmesi için bu yıkım gerekliydi.

Efendiler, ertesi gün tekrar bu savaş alanını dolaştığım zaman, ordumuzun kazandığı zaferin yüceliği ve buna karşılık düşman ordusunun düşürüldüğü felâketin büyüklüğü beni çok duygulandırdı. Karşı sırtların gerilerindeki bütün vadiler, bütün dereler, bütün kapalı kalmış yerler bırakılmış toplarla, otomobillerle ve bitmez tükenmez donatım ve malzeme ile ve bütün bu bırakılan şeylerin aralarında yığınlar oluşturan ölülerle ve toplanıp merkezlerimize gönderilmekte olan sürü sürü esir gruplarıyla, gerçekten bir kıyamet yerini andırıyordu.

Şimdi Bursa yönünde çekilen düşman kuvvetlerini yok etmekle birlikte, bütün orduyla dinlenmeden İzmir’e yürüyecektik.”

Dumlupınar Meydan Muharebesi’nin milli tarihimiz açısından öneminin altını, şu sözlerle çizmiştir:

“Efendiler, Afyonkarahisar-Dumlupınar Meydan Savaşı ve onun son safhası olan bu 30 Ağustos Savaşı, Türk tarihinin en önemli dönüm noktasını oluşturur. Millî tarihimiz çok büyük ve çok parlak zaferlerle doludur. Fakat Türk milletinin burada kazandığı zafer  kadar kesin sonuçlu yalnız bizim tarihimize değil, dünya tarihine yeni bir yön vermekte kesin etkili bir meydan savaşı hatırlamıyorum.

Hiç şüphe etmemelidir ki, yeni Türk devletinin, genç Türk Cumhuriyeti’nin temeli burada sağlamlaştırılmış oldu. Sonsuz hayatı burada taçlandırıldı.

Efendiler, bugünden sonra İzmir’de ‘Akdeniz’i, Mudanya’da ‘Marmara’yı görmek için 8-9 günlük bir zaman yeterli gelmiştir. Fakat hatırlatmalıyım ki bugüne, bu üzerinde bulunduğumuz tepeye, bu yanık Çal Köyü’ne gelebilmek için yalnız Sakarya’dan başlayarak harcadığımız zaman tam bir yıldır. Fakat bu belirlediğimiz zaferi hazırlayabilmek için bir yılı çok bulmazsınız sanırım. Çünkü efendiler, savaş ve özellikle meydan savaşı yalnız karşı karşıya gelen iki ordunun çarpışması değildir; milletlerin çarpışmasıdır. Meydan savaşı milletlerin tüm varlıklarıyla, ilim ve fen sahasındaki dereceleriyle, ahlâklarıyla, kültürleriyle, kısaca bütün maddî ve manevî güç ve iyi huylarıyla ve her türlü araçlarla çarpıştığı bir sınav sahasıdır.

Ve her zamanki öngörülü tavrıyla milletini ve gelecek nesilleri şu sözleriyle kucaklar:

“Efendiler! Milletimiz bundan sonraki işinde de başarılı olabilmek için, millî hedefini bütün açıklık ve kesinlikle, bütün vatandaşların gözünde ve yüreğinde bütün parlaklığı ile belirlemiş bulunuyor. İsterseniz benim burada hedef dediğim şeyi, siz milletin ideali olarak adlandırınız. Fakat bu ünvanı verirken dikkat ediniz ki, hayal olan bir anlama kendimizi kaptırmayalım.

Efendiler! Milletimizin hedefi, milletimizin ideali; bütün dünyada tam anlamı ile çağdaş bir sosyal toplum olmaktır. Bilirsiniz ki, dünyada her toplumun varlığı, kıymeti, özgürlük ve kurtuluş hakkı, sahip olduğu öze uygun yapacağı çağdaş eserlerle mümkün olur. Uygar eser oluşturmak yeteneğinden yoksun olan milletler, hürriyet ve kurtuluşlarından ayrılmaya mahkûmdurlar. İnsanlık tarihi baştan başa bu söylediklerimi doğrulamaktadır. Uygarlık yolunda yürümek ve başarılı olmak, hayatın şartıdır. Bu yol üzerinde bekleyenler veyahut bu yol üzerinde ileri değil geriye bakmak bilgisizliği ve dikkatsizliğinde bulunanlar, uygarlığın coşan seli altında boğulmaya mahkûmdurlar.

Efendiler! Son sözlerimi özellikle memleketimizin gençliğine yöneltmek istiyorum:

Gençler! Cesaretimizi destekleyen ve devam ettiren sizsiniz. Siz almakta olduğunuz eğitim ve anlayış ile, insanlık yüksek karakterinin, vatan sevgisinin, düşünce hürriyetinin en kıymetli örneği olacaksınız.”

Ey yükselen nesil! Gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve devam ettirecek sizsiniz.”

*konuşmanın tamamı için: https://www.atam.gov.tr/ataturkun-soylev-ve-demecleri/dumlupinarda-konusma

Yeditepe Üniversitesi, Çeviribilim mezunu. Makalelerle başlayan çevirmenlik yolculuğu kitaplarla devam etti. Şimdi ise özgün yazılar yazma heyecanını tatma peşinde.

yorumlar (1)

  • Avatar

    Oktay babek

    Çok duygulandım okurken, yüreğine sağlık.
    Sevgiler

    reply

YORUM YAP